Tüketmek

Kimi sözcüklerin dönem dönem sık kullanıldığını biliyoruz. Türlü eğilimlerin yönlendirdiği bu kullanımlar, fazlaca sıklaşmaya başladığında, kanıksamaya varan bir umursamazlığın sonucu olarak önemli ölçüde dilimizi kirletiyor. Bu yazının konusu, yanlış kullanımı rahatsızlık ölçüsüne varan “tüketmek” sözcüğüdür.

Gelenek olduğu üzere, öncelikle sözcüğün yerleşik sözlüklerimizdeki anlamlarına göz atalım:

Şarkı İzlemek

Michel Tournier, kitaplarından birinin Braille alfabesiyle basımı dolayısıyla yazdığı olağanüstü bir önsözde,  görmeyen okurlara seslenir. Görmeyenlere yönelik bir kitap pek tuhaf gelmiştir yazara: harfler görsel imgelerdir, kitap somut bir nesnedir çünkü. Parmak uçlarıyla gören okur, dokunulan bir nesneden edineceği sanatsal veriyi, dış dünyanın somut görsel verileri olmaksızın, olabildiğince saf, neredeyse saltık biçimde alımlayacak; kim bilir belki de metnin salt anlamına en çok o yaklaşacaktır. Sonuçta metin, bir önsözü aşarak, görsel imgelerin çağdaş yaşamdaki olumsuz yerine yönelik enfes bir denemeye dönüşür.

Türk Halk Müziği Konseri

Değerli sanatçı dostum Deniz YILDIZ şefliğinde, 12 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 20:00′de Süleyman Demirel Üniversitesi Kültür Merkezi’nde (eski adıyla Oditoryum; Batı Kampüsü, Rektörlük binası yanında) tadına doyulmaz bir Türk Halk Müziği Konseri gerçekleştirildi. Merkez Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi’nin değerli müzik bölümü öğrencilerinin koro ve solo olarak eserler seslendirdiği bu gece, unutulmaz bir halk müziği ziyafetine dönüştü.

Night Ride Across the Caucasus

Bir şarkı neden sevilir? Sayısız kişisel ve doğru yanıtın yanında, sanırım hiçbir zaman yanıtlamayacak bir tılsımdan; şarkıdan onu dinleyene akıp gelen bir ırmaktan, dalgalar boyunca kişiyi esir alıp götüren; yine de karşı koymadığımız, yanı başında anlam veremediğimiz bir gizemden söz edilebilir.
Herkesin şarkısı vardır. Yıllar boyunca içimizde yer tutup, bir gün, çok ilgisiz bir mekanda, belli belirsiz dilimize dolanıverir. Kimi zaman da çocukluğumuza, ilkgençliğimize alır bırakır. Hemen herkes yaşamıştır sanıyorum: kenar mahallelerden birinde, küçük bir bakkal dükkanı vardır. Yaşlı bakkalın tezgahı küçük, rafları gazete kağıdı kaplıdır. İşte o bakkala adım atar atmaz, yıllar zamandan bağımsız biçimde içinizden geçer: o koku, o atmosfer, o bulanık resim, çok uzaklardan ama çok tanıdık bir sesle sizi çağırır.