Kahvaltıda Bach

Ülkemizde tuhaf bir popüler kültür dünyası var. Serbest pazar ekonomisinin yeni geliştiği (ve “gelişmekte olan ülkeler” sınıflamasına dahil) ülkelerde pek sık görülen kültürel değişimden söz ediyorum. En basit, kolay alımlanabilir, tüketim nesnesi müzik ürünleri kolayca üst kültürel değer haline geldi. Bir tıkanmadan söz ediyor herkes ancak çıkış yolu bulmak için ara çözümler üretmekten ileriye gidilemiyor.

Bütün bu hengamede (ya da daha “hafif” deyimle “geçiş döneminde”) klasik Batı müziğine çok haksızlık edildiği kanısındayım. Eskiden beri bizde klasik Batı müziğine karşı -kırılması zor- bir önyargı oluşturulmuştur. Bunun çarpıcı bir örneği, çok değerli Şef, büyük müzik adamı, merhum Hikmet Şimşek’in hazırlayıp sunduğu “Pazar Konseri” programına yıllar boyu gelen eleştiriler; adını “Pazar Kanseri”ne çevirecek kadar çirkinleşmeler olmuştur.

Ben yıllar boyu bu programın bir izleyicisi oldum. Pazar günleri ailece yaptığımız, birçok evin en güzel zamanlarından olan “pazar kahvaltısı”nın müzik altyapısını bu program sunardı. İzlediğim filmler, okuduğum kitaplar hep bu rafine anlayışı getiriyordu: eğitimli, kültürlü, üst düzeyde bir yaşam süren, saygın bir insanın dinleyeceği müzik türü klasik Batı müziğinden başkası olamazdı.

Danny Kaye’in olağanüstü performansı bile insanımızı klasik Batı müziğine yaklaştıramadı. Neden? Sanırım bunda eğitim düzeyinin düşüklüğü yanında, belki bundan da önemli olmak üzere, bizi sunulan kültürel yaşam pratiklerinin payı vardır. Nitekim, hızlı ve tüketime yönelik yaşamsal süreçlerin getirdiği “popüler” ikonların bütün dünyamızı kuşatması uzun sürmedi. Doksanlı yıllar, Türkiye’de popüler kültür tarihinin başladığı, popun “patladığı” yıllar olarak kayda geçti. Her patlamada olduğu gibi, çevresine büyük zararlar da verdi: rafine müziklerin hepsi bir kenara itildi. Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği, tavır-içerik-sunum bağlamında hiç benzemeseler de ortak bir durumda buluştular: her ikisi de kentleşmenin büyüsüyle üstü örtülen kültürel ürünler olarak kaldılar. Bugün Halk Müziği biraz kendini bulmuşa benziyor. Bunda etkili olanın kırsalın tükenmeyen enerjisi olduğunu söylemeye gerek bile yok. Yanıbaşında, eski anonim “derleme türkü” anlayışının yerini “beste türkü”nün almasının da etkili olduğu söylenebilir. Türk Sanat Müziği ise Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Zeki Müren, Safiye Ayla bağlamından kopamıyor.

Müzik dinlemek zordur. Evet. Müziğin kulağınıza çalınması, yaşamınıza kendiliğinden eşlik etmesi kolaydır. Bakmak ile görmek arasındaki farka benzer biçimde, duymak ile dinlemek arasındaki fark da belirgindir. Ben türlü müzikler dinliyorum. Bilmiyorum, belki de yıllar içinde kazandığım bir alışkanlık olsa gerek, rafine müziklere yatkınım. Sözsüz müzikler daha çok etkiliyor beni örneğin; sözlü müziklerde de belirgin bir armoni ~ melodi arıyorum.

İyi bir müzik dinleyicisi olmanın yolu, sabırlı olmaktan geçiyor. Gerçi her sanat dalı için söylenebilecek bu söz müziğe kanımca diğer sanat dallarından daha çok yakışıyor: şiir, elbette şiir, müziğin bir başka türü olarak eşdeğer bir sabrı ister. Müzik marketlerini, İnternet satış mağazalarını gezerken, özellikle son yıllarda, derleme rafine müzik albümlerinin sayıca artması dikkatimi çekiyor. Birçoğu bilinen popüler (cep telefonu melodisinden reklam cingıllarına birçok yerde) kullanım alanları bulan küçük parçalar bu toplama albümleri oluşturuyor.

Bu toplamaların -görece kaliteli olanlarının- kişide genelde evrensel müzik, özelde ise rafine müzik (özellikle Klasik Batı Müziği) kültürünün gelişmesinde önemli pay sahibi olabileceğini görüyorum. Elbette bu toplamalar özneldir ve toplayıcının kişisel beğenisine kalmıştır. Yine de küçük bir çabayla bu toplamlardan başlanılan bir süreç boyunca kişinin kendini bu yönde geliştirmesinin bir ölçüde mümkün olabileceğini sanıyorum.

Şimdi bebekler için bu tür toplama albümler görülüyor. Bebek uyurken, uyanık olduğu tüm zamanlarda Bach, Mozart, Beethoven, Chopin gibi bestecilerin melodik besteleri bebeğe dinletiliyor. Böylece zihnin en saf olduğu dönemde bir aşinalık oluşmasına çalışılıyor. Bu deneyimi de destekliyorum.

Ben de dostlarıma derleme albümler yaptım. Ticari bir amaç gütmediğim için telif haklarını görmezden gelerek hem de; umarım yanlış yapmıyorum! Keman, piyano, obua gibi solo repertuvarı güçlü çalgıları; bir parçanın değişik seslendirmelerinden oluşan, biçim tavır üslup farklarını vurgulayan derlemeleri sayabilirim. Bu derlemelerimin birçoğunun çok beğenildiğini gördüm.

Müzik dinlemek kolay, müzik dinleyicisi olmak çok zordur. Yıllar içinde kişi çok daha iyi anlıyor bu basit ilkeyi. Sanırım bu deneyim, hayatım boyunca devam edecek ve ben “iyi” bir müzik dinleyicisi olmak sevdamdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.

Öneri: Başlıkta da adını andığım derleme, uzun yıllardır dinlediğim, dostum Yusuf Yılmaz tarafından bana önerilen bir ilginç toplamadır. Ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Yazdır Yazdır

Henüz yorum yok; ilk yorumu siz yazın!

Yorumlama Birimi