Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet şiiriyle ilk kez, ortaokulda tanışmıştım. Livaneli albümlerinden adını duymuştum ancak bir “okur”, özellikle “şiir okuru” sayılamayacağımdan kendisine yaklaşmamıştım. Şiirleriyle kitap boyutunda ilk kez, mavi renk üzerine yakışıklı portrelerinden birisi işlenmiş, “Sevda Ateşten Gömlek” başlıklı bir kitapta karşılaştım. Bu kitabın, Bilgi Yayınevi için merhum Asım Bezirci’nin düzenlediği Nâzım Hikmet: Bütün Şiirleri edisyonunun kitaplarından birisi olduğunu sonradan fark edecektim.

Kitaplar, kişinin entelektüel ve sanatsal beğeni gelişiminin kilometre taşlarıdır. İşte Sevda Ateşten Gömlek de benim için Türkçe şiire açılan önemli bir kapı oldu. Günlerim, gecelerim Türkçenin bu arı duru, birbirinden güzel lirik şiirlerini okumakla geçti. Şiirleri kimi zaman yüksek sesle okur, şaire hayranlığımı gizleyemezdim. Bugün, bu kitap sayesinde, çevremin de desteklemesiyle, şiire ve Nâzım Hikmet şiirine çok şanslı bir başlangıç yapmış olduğumu düşünüyorum.

Sonraki yıllar, Nâzım’ın yaşamı, siyaset anlayışı, Türkiye’de yaşadıkları, aşkları ve elbette şiiri üzerine okumalarla geçti. Hemen bütün eserlerini lise çağlarında okumuştum. Kimi bir solukta okunan eserlerindeki anlamsal derinlik, gelenekten modernliğe açılan yenilik arayışları hep ilgimi çekti. Her Nâzım okumamda, evrensel olana giden yolda geleneğin gücünü gördüm. Uzun yıllar sonra, Mayakovski ile Konstrüktivist ve Fütürist akımları incelediğimde, Nâzım Hikmet’in şiirde gerçekleştirdiği büyük dönüşümün bu topraklardan beslenen ana kaynakları beni gönendirdi.

Bu kişisel deneyimi, Nâzım’ın sayısız güzel şiirinden bir örnekle bitirmek istedim. 3 Mart 1963 günü aramızdan ayrılan büyük şairimizi, sevgiyle, saygıyla ve hasretle anıyorum.

Piraye İçin

Ne güzel şey hatırlamak seni;
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece,
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Yazdır Yazdır

Henüz yorum yok; ilk yorumu siz yazın!

Yorumlama Birimi