Alfabe

eskialfabe En eski Türk yazısını bugün bütünüyle çözmüş bulunuyoruz. Fakültenin son sınıfında, başlangıçta bir hayli zor görünen bu yazı sistemini çabucak söktüğümü görüp bir hayli şaşırmış, bir o kadar da sevinmiştim. Çağlar boyunca değişik yazı sistemleriyle sözlerimizin harflere dönüşmesinde estetiğin, sanatın, görselliğin en güzel örneklerini verdiğimiz görülür. Ben yine de bu en eski yazımızın bugün için bir tür kriptoyu çağrıştıran imgelerine kendimi bırakmayı tercih ederim: artık bütünüyle sahiplendiğim, benliğimin en önemli parçası durumundaki adımın özgün görsel dünyasıyla buluşması, bana ayrı bir heyecan verirken, tuhaf bir hayranlık duyuyor, kültürümün derin kökleriyle göneniyorum.

Lekesiz Zihnin Sonsuz Günışığı

esosm“Neden bana birazcık ilgi gösteren her kadına âşık oluyorum?” Joel Barish Eternal Sunshine of the Spotless Mind, dilimize çevrildiğinde tuhaf bir tını kazanıyor: lekesiz zihnin sonsuz günışığı! Joel ve Clementine, ilişkiyi kavramsal düzeyde sorgulayan bu filmde son derece sıradışı portrelere sahip iki insan olarak karşımıza çıkıyorlar. Bir ilişkinin varolabilmesi için gereken aşamaları yaşıyorlar önce: tanışma, tanıma, sevgi ve nihayet ayrılık.. Bu sürecin ara durakları da var elbette: sıkılma, bunalma, kendini tekrarlama, tekdüzelik.. Joel’in zihninde canlanan parçacıklardan, bir ilişkiyi var eden mutluluk ve mutsuzluk anlarını izlerken, kendimize pay çıkarmadan duramıyoruz: ilişkilerimize hayat veren büyüyü, o aklımızla hiçbir zaman ele geçiremeyeceğimiz ruhu, insani özü derinlerde bir yerde hissediyoruz: inanılmaz derecede tuhaf Clem’in önerdiği gibi, sevdiğimizi “en derinimizde” (çocukluğumuzda, utancımızda, vicdanımızda) saklamaya bir yol ararken, bizden farklı olanda benzerlikler yakalamaya çalışmanın anlamına eriyoruz. Filmi izledikten hemen sonra, önceleri çabucak yanıt verebileceğimiz “zihninizin yanlış ilişkilerle lekelenmesini ister misiniz?” sorusuna yönelik bir hayli güçlü alternatif yanıtlara sahip oluyoruz. İzlenmelidir, mutlaka, sonuç olarak, mümkünse, ilişkilerden hemen sonra, soğumadan, soğutmadan..

Futbol Kültürü

terebaFutbol bir kutsama törenidir. Yağmur, çamur, kötü koşullar, ağır zemin, moralsizlik dinlemez. Her şeyin ötesine geçer kişi yeşil sahalarda: meşin yuvarlak, futbolcunun geniş kitleyle bütünleşip oyunu kazanmak amacıyla gole çevirdiği bir sürecin en anlamlı parçası durumundadır. Ben de bir futbol seyircisiyim; çocukluğumda, neredeyse bütün yaşıtlarımın yaptığını yapamadım: hiçbir zaman bir fanatik olamadım, bir türlü özdeşleşemedim futbol oyunuyla, kendimi bu etkinliğe bırakıp hayattan, her şeyden -kısa bir süre için de olsa- vazgeçemedim. Artık olgun bir insan sayılıyorum, bir futbol takımının taraftarıyım, takımımın maçlarını izlerken kendimden geçiyorum, bütün gol yollarında ben de varım, ofsayta düşüyorum, sert bir darbeyle yere düşüp kısa süreli tedavi görüyorum, takım arkadaşlarımla yardımlaşıyorum ya da kesinlikle “şahsi” oynuyorum, çok tartışmalı bir penaltı kararının başrolünde oynuyorum, maçın hakemi yanlı davranıyor, nedense hep rakip takıma şans tanıyor, nihayet yeniyor, yeniliyoruz, maçın son düdüğü ile birlikte özdeşleşmem de sona eriyor, futbolla ilişkim hep berabere bitiyor. Stanislav Tereba 1958 yılında, henüz 20 yaşındayken çekmiş bu kareyi, Sparta Prag ile Bratislava arasındaki şampiyonu belirleyecek maçtan bir kare, kim kazandı bilmiyorum, futbol aşkına, beni çeken sonuçtan çok mücadelenin kendisi, bunu biliyorum!

Merhaba!

Merhaba! Uzunca bir süredir ihmal ettiğim yazı etkinliğimi blog düzeni içerisinde sürdüreceğim. İlginize teşekkür ederim.